Archives Aralık 2013

Erdoğan’dan gece mitingi

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Atatürk Havalimanı’nda kendisini karşılamaya gelen vatandaşlara hitap etti.Erdoğan’ın konuşması öncesi, otobüsün üstündeki bakanları anons ederken “Çevre ve Şehircilik Bakanımız İdrim Naim Şahin” diyerek anons etti. Ardından ‘eyvah’ diyerek hemen düzeltti.

İşte Erdoğan’ın konuşmasından satırbaşları:

‘İSTİSMAR EDENLERE SÖZÜMÜZ VAR’

“Kardeşlerim bugün Sakarya’daydık. Gerçekten gerek Sakarya Üniversitesi gerek Sakarya Meydanı Bambaşka bir coşkuyu yaşadı bizimle birlikte. Biz her şey den önce bizler biz mizacı bir oluşumu istismar edenlere sözümüz var. Asla oraya gönül verenlere bizim sözümüz olamaz.”

Kardeşlerim Türkiye bir değişimi bir dönüşümü yaşıyor. 11 yıldır bizden böyle bir sıçramayı beklemeyenler bizim böyle bir noktaya geleceğimizi tahmin etmeyenler oyunları bozulunca farklı yöntemlere başvurdular. Bu olay ulus bazda bir olay değildir, uluslararası boyutu vardır. Ama ulusal bazda da ne yazık ki bu işin taşeronları vardı. Siz isterdik ki aynı istikamete yönelen insanlar birbirini vurmasın. Biz ele ele vermeye mecburuz. Biz omuz omuza vermeye mecburuz.

Zira biz neyin kavgasını yapıyoruz. Tek mücadelemizi var. Önce insan sonra devlet. Biz sunu başardık. Devleti önceleyen değil insanı önceleyen bir anlayışı getirdik.”

Bin size çok teşekkür ediyorum. Yola çıkarken söyledik ya biz bu millete efendi olmaya değil biz bu millete hizmetkar olmaya geldik dedik. Dikkat edin. Adını ne koydular. Yolsuzluk operasyonu koydular. Kardeşlerim. Bunun adını yolsuzluk operasyonu koyanlar yolsuzluğu içinde yaşana ta kendileridir.

Geçmişte nelerin olduğunu nelerin bittiğini bilenlerdenim. Biz damdan düşerek geldik atama ile gelmedik. Millet burada. Egemenlik yargının değildir, yürütmenin de değildir. Egemenlik milletindir, milletin.

Egemenliği milletin elinden alan, egemenlik yetkisi bana aittir diyen yargı bunun hesabını o da vermelidir.

Bu millete gönül veren, hizmetkar olan insanlar akla hayale gelmez dosyalar neticesinde tutuklanıyorsa, onları mahkum etme hazırlığı yapılıyorsa burada bir bit yeniği var.

BAŞSAVCI ADETA SUÇ ÜSTÜ YAPMIŞTIR

Dün İstanbul Başsavcısı’nın yaptığı açıklama çok manidardır. Adeta suçüstü yapmıştır. Gizlilik dosyası olanları bu zat bu adam göndermediği gibi basına sızdırıyor. Evet bakıyorsunuz medya, bu medyanın da hangi odaklı olduğunu biliyoruz, bunların içinde yandaş medya da var sermaye ile birlikte odaklana medya da var. Şuanda isim vermeyeceğim vakti geldiğinde o isimleri de açıklayacağım.

Sen gizlilik kararı olan evrakı medyaya sızdıracaksın. Başsavcı dosyayı isteyecek dosyayı getirmeyeceksin. Ondan sonra konuşulmaz. Kardeşim ben konuşuyorum. Ben konuşuyorum. Bu savcı kendisinden dosya alındığı zaman kalkıp İstanbul Adliyesi’nin önünde üniversite yıllarımızdaki o marjinal grupların militanları gibi basın bildiri dağıtıyorsa ben konuşuyorum.

Siz bugüne kadar böyle bir savcı duydunuz mu. Ne demek o gizlilik kaydı. Bir insanın suçluluğu tespit edilmediği sürece suçlu damgası vuramazsın. Siz bunu basına veriyorsunuz, bu insanlar hemen damgalanıyor. Ne deniyor. 100 milyar dolar devlet zarara uğratıldı. Ya hesap bilmiyorsun ya bu dünyadan haberin yok.

Zerre kadar kendinizi hukuk kurallarını tabi olmayı öğrendiyseniz bu iddialarını ispat edeceksiniz.

Müfteri iddiasını ispatlamakla mükelleftir. İddianızı ispatlamazsanız?

İDDİALARINIZI ISPATLAMAZSANIZ

Bu iktidar yolsuzlukların iktidarı olsaydı IMF’ye borçları ödeyebilir miydi? 17 bin kilometre bölünmüş yol yapabilir miydi? Bizden önceki iktidarlar acaba bunları neden yapamadı. Minareyi çalan kılıfını hazırlar. Bunlar şu anda çaldıkları veya çalmak istedikleri minarenin kılıfını hazırladılar hazırlıyorlar. Bunlarda her yol meşru. Bunlar ailelerin mahremine girecek kadar haysiyetsiz.
Ana muhalefetin başındaki zat, genel müdür yolsuzluklardan bahsediyor. Eğer yolsuzluk arıyorsan o sende. Sen Genel Müdürken yaptığın yolsuzluk ortada. Rahşan Affı ile yırttın.

Sayın Baykal’ı sen bir kasetle götürdün. O kaset olmasaydın sen CHP’nın başında olmayacaktın. Sen CHP’nin ihraç ettiği kişiyi, kalkıyordun orada raflardan yolsuzluk klasörü önünde boy boy resimler veriyordun. Ne oldu sana ki bu kadar dürüst adamsın, o klasörlerin önünde poz veren sen onu temize çıkarmak sertiyle onu İstanbul’a aday gösteriyorsun.

Utanmada parlamentonun içinden adam mı bulamadın müsteşarı bakan yapıyorsun diyor. Yetki bellidir. Bir başbakan parlamentonun içinden de yapar dışından da yapar.

Sizden bir şey istiyorum. Nedir o? Şurada 90 günümüz var. 30 Mart yeni bir milattır. Yeni Türkiye’yi kurmaya onu inşa etmeye yeni bir milattır. Buna hazır mıyız. Kapı kapı dolaşarak bildiklerimizi anlatmaya hazır mıyız. Ama durmayacağız ha. Biz kardeşlerim birilerinin konuştuğu gibi konuşmayacağız. Biz yumuşak dil ile konuşacağız. Beddualarla konuşmayacağız. Çünkü bir Müslüman bir Müslüman a beddua edemez., Müslüman o kimsedir ki diğer Müslümanlar onun elinden ve dilinden emindir, salimdir. Dolayısıyla biz bu tuzaklar da gelmeyeceğiz. Bedduaya lanet duaya evet , duaya davet buna bakacağız.

Gezi’de ülkeye çok şey kaybettirdiler şimdi de bununla ülkeye çok şey kaybettiriyorlar. Faizin borsanın durumu ortada. Bunun hesabını nasıl verecekler. Dershaneler diye bir olay tutturdular onunla başladılar buraya getirdiler. Bu olay dershane sürecinin devamıdır bunu bilin.

AK Parti davasına gönül vermişlere sesleniyorum siz de gelin devletin okulları bize yeter başka bir şey istemiyoruz deyin.

Şu ana kadar bizimle görev yapan eski arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum. Onlar ne derse desin bu davada beraber bir yerlere geldik. Bizimle bu yola çıkıp ta kusura bakmasınlar yolculuk esnasında bize ihanet edenlere de hala beraber yürüyelim demeyiz. Onları da kapının kenarına koyarız. Çünkü millet siz partimize ihanet edin diye oyları vermedi. Partinin bir iç disiplini vardı, bakanlıktan ayrılana kadar her şey cici güzel bakanlıktan ayrıldıktan sonra bakıyorsun ben filanca bakanı beğenmedim. Senin böyle bir yetki mi var ya önce haddini bil.

HAVALİMANINDA COŞKULU KARŞILAMA

AK Parti İstanbul İl Başkanlığı, dünden itibaren sosyal paylaşım siteleri üzerinden “Yarın cuma, mübarek olsun. Yarın yeni Türkiye için istiklal mücadelesi veren Başbakanımızı karşılıyoruz”, “Millete operasyon düzenlemeye kalkışan iç ve dış komploculara karşı, milletiyle birlikte sarsılmaz bir kale gibi duran Başbakanımızı karşılıyoruz”, “Devlet içinde paralel yapılanmaya hayır”, “Asla yalnız yürümeyeceksin”, “Bu ülkenin sevdasısın”, “Our hero Erdoğan” (sen bizim kahramanımızsın), “Sen bu milletin kabul olmuş duasısın” yazılarının yer aldığı fotoğraflı mesajlar atarak, partilileri saat 18.00’da Atatürk Havalimanı’na çağırdı.

Bu çağrılar üzerine Başbakan Erdoğan’ı karşılamak için Atatürk Havalimanı’na gelen AK Partililer, arama noktalarından geçerek, VIP Salonu önündeki alana alındı.

Coşkulu bir şekilde Erdoğan’ı bekleyen partililer, zaman zaman “Mücahit Erdoğan”, “Dik dur eğilme, bu millet seninle” şeklinde sloganlar atıyor, Rabia işareti bulunan flamaları taşıyan katılımcılar, “Bedduadan gam, duadan adam doğar”, “Asla yalnız yürümeyeceksin”, “Rahat ol Türkiyem emin ellerdesin” pankartları da taşıyor.

Bu arada İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, AK Parti İstanbul İl Başkanı Aziz Babuşcu ve AK Parti İstanbul milletvekilleri Feyzullah Kıyıklık, İsmet Uçma ve Harun Karaca da Atatürk Havalimanı’na gelerek, vatandaşları selamladı.

TAV 15.30’DA PAYDOS ETTİ

Öğle saatlerinde Atatürk Havalimanı işletici firma TAV Havalimanları izdihamı önlemek için personelini 15.30’da paydos etti. Daha sonra VIP önündeki otopark boşaltıldı ve etrafı bariyerlerle çevrildi. Satt 16.00 itibariyle havalimanına gelen partililer bariyerlerin önünde kurulan arama kabinlerinden geçirilerek karşılama alanına alındı.

Saat 17.30 itibariyle binlerce partilinin havalimanı yolunu doldurduğu belirlendi. Başbakan’a destek ve moral vermek için sosyal medyadaki takipçilerini organize eden Ak Parti İstanbul İl Başkanlığı, “Yeni Türkiye için istiklal mücadelesi veren Başbakan’ımızı karşılıyoruz” mesajlarıyla partilileri Atatürk Havalimanı’nda buluşmaya davet etti. İl Başkanı Aziz Babuşcu imzasıyla Facebook ve Twitter üzerinden gönderilen mesajlarda “Başbakan’ımızı karşılayıp tüm komploculara karşı, ’işte millet, işte Başbakan’ diye haykırmak için bugün saat 18.00’de Atatürk Havalimanı’ndayız” mesajları yayınladı.

Üzülmemek elde değil

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, partiden istifa eden milletvekillerine ilişkin, ”Gidene ‘güle güle oh ne iyi oldu bilmem nereye kadar yolunuz var’ diyemem’ dedi. Arınç ‘Sonu -cı, -cu ekleri getirilen her şey yanlıştır. Tayyip Erdoğan’ı sevebilirsiniz. Ama tavsiye ederim Tayyipçi olmayınız’ diye konuştu.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, MÜSİAD’ın Manisa Şubesi’nin açılışında konuştu.

İşte Arınç’ın konuşmasından satırbaşları:

Bazı milletvekili arkadaşımızın AKP’den istifa açıklamaları geldi. İzmir’de sordular da “Manisa için geliyorum” dedim. Belki onlar da Manisa’ya gelmiş olabilirler.

‘BEN BU PARTİYİ SOKAKTA BULMADIM’

Ben AK Partiliyim. Bu partinin kurucusuyum. Bu partiyi sokakta bulmadım. Bu parti milyonlarca insanın duasıyla kuruldu. 40 yıldır siyasi hayatın içinde bugüne gelmiş bir insan olarak söyleyeyim. Bu partiyi millet kurdu. Dualarla ve geleceğe olan ümitlerimizle kurdu. Mayasında iyi niyet ihlas ve samimiyet olduğu için de bugünlere geldik. Alnımız açık başımız dik bugünlere geldik. Allah’ın izniyle bu sıkıntılardan alnı apaçık bembayaz da çıkacaktır, hiç kimsenin endişesi olmasın.

‘ONLAR İÇİN KÖTÜ DİYEMEM’

İstifa eden yani aramızdan ayrılan hiçbir arkadaşımız için kötü diyemem. Onlar bizim değerli arkadaşlarımızdır. Neden? Çünkü bizden aday oldu veya gösterildiler. Seçildiler, bir kısmı bakan, bir kısmı başka görevlerde bulundu. Şimdi Oh olsun iyi ki gittiler dersem kendime saygısızlık etmiş olurum. Bakan yaptığımız zaman iyiydi de şimdi mi kötü oldu diyebilirsiniz. Onlar bizim zenginliğimizdi. Belki cürümleri kadar onlardan mahrum kalmış olduk. Üzülmemek elde değil. Kalsalardı çalışsalardı, emaneti en azından önümüzdeki seçimlere kadar götürselerdi.

‘SİYASET TREN GİBİDİR’

Hepimizin eksiği ve kusuru var. Özel hayatımızda bazı eksiklikler olabilir ama nihayet aynı kaderi paylaştığımız insanlara güle güle oh ne iyi oldu, bilmem nereye kadar yolunuz var diyemem, demem, böyle bir düşüncem de yok. Demirel’in güzel bir tabirini duymuştum “Siyaset tren gibidir. Bazen inenler de binenler de olur ama tren yoluan devam eder”

‘FIRILDAK KUBİ GİBİ OLMADIKTAN SONRA…’

Fırıldak Kubi gibi olmadıktan sonra siyasete giren de ayrılan da olacaktır. Neden niçin ayrıldıklarını kendilerine sorarsınız. Kamu vicdanı da bunu tartar. AK Parti’ye canını malını verenler değil de, sağdan soldan gelen düşüncesi fikri farklı olan insanlar baş köşeye getiriliyor. Bu bir sır. Ben de henüz farkına varamadım. Benim bildiğim bir söz var. Peki sadakat olsun diye kötülüklere göz mü yumacağız? Yanlışlara evet mi diyeceğiz? Bunu kast etmiyorum. Her zamandoğrudan yana olacağız. Siyaset afedersiniz bilmemne değildir, siyasi bir kurumdur. Söyleyecekleriniz sadece bu partinin tüzüğünde yazılı olan yerlerinde geçer.

‘SÖYLEYECEĞİ VARSA…’

Her milletvekili güvensizlik önergesi bile verebilir. Bunu grup da savunabilir. Söyleyeceği varsa grup toplantısından sorna konuşabilirler. Grup yöneticilerine söyleyebilir. Genel başkan yardımcıları var, genel başkan var ona söyleyebilir. On tane yer vardır bunları konuşabileceği, bunun dışında konuşma mekanları vardır. Bunları yaptıktan sonra da hala rahatsızlığı devam ediyorsa, bunu kendi ilkeleri açısından, yoksa nefsani sebeplerle karşı çıkmak doğru değil. bu bir prensip meselesi haline gelmişse, o partide kalması mümkün olmuyorsa, yapacağı tek şey var. Partisine, hükümetine başbakanına zarar vermemelidir.

‘OLMASAYDIM KENDİMDEN ŞÜPHE EDERDİM’

Ben öyle bir şey yapacağım ama bundan partim zarar görür mü? “Zarar görür” derse yerinde kalacak. Benim mensup olduğum dört parti kapatıldı. “AK Parti’ye dava açılmış” dediler. “Ben var mıyım” dedim? Kimse bir şey demedi sonra araştırdılar. “Varsınız” dediler. Olmasaydım kendimden şüphe ederdim.

Refah gecesinde bir buçuk saatlik konuşma yapmışım. DGM vardı. Birinci mahkemede annenin babanın adı, ikinci mahkemede 5 yıl ağır hapis cezası. Utandılar, 59’ncu maddesini uyguladılar. Adam iyiyse, namuslu adama benziyorsa cezasının altıda birini affederler. Acıdılar 5 seneyi 4 sene 2 aya çevirdiler. Ama sürgün cezası vardı. Eskişehir’e sürgüne göndereceklerdi. Yargıtay bozdu, mahkeme direndi.

‘ZARAR VERECEKSE KENDİSİNİ FEDA EDECEK’

Biz cezaevlerinin kapılarında sıramızı beklerken, Cihat Akay ve arkadaşları 22 ay cezaevinde kaldılar. O gün yaptığım konuşmanın içerisinde tek cümleyi, bugün saatlerce konuşsa insan hakkında dava bile açılmıyor. Türkiye o noktadan bu noktalara geldi. Bir milletvekili yapacağı her hareketin hükümetimize partimize zarar verip vermeyeceğini düşünmek zorunda. Zarar verecekse kendini feda edecek. Yıllarca en yakınında bulunup, “başbakan’da yargılanmalı” demenin, yada 45 senelik okul arkadaşlığından sonra “başka sebeplerle istifa ettim” demenin, veya kendi partilerinden vekil olma imkanını bırakın yüzüne bile bakılmadıkları halde milletvekili olma imkanına kavuşanların yaptıklarına teşekkür ederiz. Ama son yaptıkları yanlış olmuştur. Bunlar olacak, malzememiz insan. Nefis taşıdığımız, yani sürekli insana kötülüğe yanlışlığa sevk eden nefsi taşıdığımıza gör, hepimiz kusurlu olabilir. İnsan malzemesinin olduğu yerde her şey olur.

‘SOKAKTA KAYBETMEYE NİYETİMİZ YOK’

Bu bir imtihandır. Yanlış yapanlara ben “Yanlış yaptınız” diyorum. Ben çok bunaldığım anlarda bile yapacağım hareket partime zarar verir mi diye düşündüm. O başarılı insanın, inançlı insanın, edepli insanın, Türkiye’yi dünyada bir numara yapan insanın, acaba zarar görmesi mümkün olması mümkün olur mu diye düşünmüşümdür. Partiyi sokakta bulmadık, sokakta kaybetmeye niyetimiz yok.

O siyasetin Allah rızası için yapılması gerektiğine, çıkar amaçlı siyaset değil millete endeksli siyaset yapılmasına inanan bir insandı. Refah Yol hükümetine gelinceye kadar iktidar yıpranmıştı, milletvekilliği yıpranmıştı. Rozetini takamıyordu. Çıkar, yolsuzluk ilişkileri o günlerde de çok rağbet görüyordu. Öyle bir zamanda Allah kısmet etti, sayın Çiller’de bunlar PKK’dan daha beter demişti refah Partisi için, ama çıkarları gerektirdi ki refah Partisi’yle koalisyon kurdular.

Dün gibi hatırlıyorum. Bir gazetede adamın verdiği cevap, buradaki işadamları tenzih ediyorum. “Ben Refah Partisi’nin dinci gerici olduğu için karşısında değilim. Bir tek korkum var, Refah Partisi başarılı olursa…” Bir işadamına neden diye sormanız lazım. Çok enteresan bir cevap. Aradan 18-19 sene oldu belki. Adam diyor ki “Eğer Refah Partisi olursa, bugüne kadar Türkiye’yi yönetenlerin başarısız olduğu ortaya çıkar”

Şimdi Gezi olayları öncesinde İstanbul’da bir başka işadamıyla başkasının konuşmasını nakledeyim. İkisi de çok zenginlemiş, gelişmelerde memnun. Sakıp Sabancı, Refah Yol hükümeti için “Bundan önce odamın penceresini açıyorum karşıya bakıyorum. Karşı evden başkasını görmüyorum. Şimdi 10 yıl sonrasını görüyorum” o zaman için söyledi. Sonra biz geldik. ABD’den gelmişti, hastaydı, ziyaretine gittim. Her yerde yaptığı jestleri anlatıyorum, bir başka işadamı grubunun kulakları duysun diye anlatıyorum. Bana dedi ki, “Şimdi odamın penceresini açıyorum 50 yıl sonrasını görüyorum.”

Bizim ki diyor ki ona “Yahu Allah’tan kork diyor. 2002-2001’e baktığımız zaman, her alanda 10 misli kar etmeye başladık. Senin bütün işlerin kar lı değil mi? Şu kadar servetin olmadı mı?” “Oldu” diyor. Niye AK Parti’ye karşısın. “Bugün edindiğim servetin yarısının elimden gitmesine razıyım. Yeter ki bu hükümet yıkılsın”

‘BİZ DE ÇOK OLUYORUZ’

Arkadaşı hayretle soruyor. Bu nasıl şey? Evet öyle diyor. Sebep? İçkimize karışıyorlar. Özel hayatımıza karışıyorlar. Gözüne dizine dursun. Neyine karışıyoruz? Arkadaş soruyor ona. Ben öyle görüyorum diyor. Bir insan kendi içinde bulunduğu şartları putu haline getirmişse, birilerinin buna ilişkin sözler söylemesini müdahale gibi görüyorsa, işin hangi noktaya vardığını var siz hesap edin. Eskiden bir Blue Jean reklamı vardı, çok oluyoruz diye. Biz de çok oluyoruz. Düşünebiliyor musunuz, Gayri safi milli hasılamız 750 milyar doları geçti. Hep veriyoruz, verdğimiz halde Allah’ta bereketini veriyor.

‘BU PARTİDE İKİNCİ ÜÇÜNCÜ ADAMLAR DA ÇOK GÜÇLÜ’

Bir gün kafam kızdı. Televizyonlarda dedim ki, diyelim ki Çiller seçilemedi de partiniz iktidar oldu, sizin başkan adayınız kim? Diyelim ki Mesut yılmaz seçilemedi de, ama partiniz iktidar oldu. Diyelim ki Baykal seçilemedi de, ama partiniz iktidar oldu. Sizin başkan adayınız kim? Bakın sizin ikinci başbakan adayınız yok ama benim 10 tane başbakan adayım var. Ağzıma gelen isimleri saydım. Bizim zenginliğimiz de bu. Bu partide ikinci adamlar da, üçüncü adamlar da çok güçlü. Birisi yüzde 9,5’la barajın altında kaldı, öbürü barajı zar zor aştı. Biz seçime Tayyip Bey olmadan gittik, iktidar olduk. Abdullah Bey başbakanımız oldu. Çok şükür 2007’ye kadar çok sıkıntılarımız oldu. Sayın Cumhurbaşkanımız bizi sevmedi, sevemedi. Sağ olsun hükümetin evet dediğine her zaman hayır demek suretiyle hükümete adım attırmadı. Ama biz çalıştık başardık.

‘BİZ BU ATILIMLARI YAPAMAZDIK’

Tarihin her döneminde siyasetçilerin adının karıştığı yolsuzluk iddiaları olmuştur. Biz esasen yolsuzluklasrın ayyuka çıktıkları dönemde iktidara gelmiş bir partiyiz. Daha ilk günden 3Y ile mücadele edeceğiz dedik. yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklar. Eğer yolsuzlukların içine batmış hükümetler olmuş olsaydık, birkaç arkadaşımızla sınırlı kaldığı için söylüyorum, biz bu atılımları yapamazdık. ;

‘YANLIŞ DA YAPABİLİRİZ’

Yolsuzluk bizim hükümetimize ithaf edilecek en büyük alçaklıktır. Ama başta da söyledim hepimiz insanız. Yanlış da yapabiliriz. Bu yanlışlıklar yargı önünde hesap verecek olabilir. Kendi en yakınımızda birisi olsa dahi, böyle bir iddia varsa, bunun yargılamasını yapın, soruşturmasını yapın. Evet masum olduklarını düşünürüz, ama öyle iddialar olur ki bunların gün yüzüne çıkması gerekir. Yolsuzluk denen şey her yerde yapılır. Eskiden bunun adı suiistimaldi. Kötüye kullanmak demektir. Rüşvet alıyorsanız, zimmet suçunu işliyorsanız, bunun karşılığı suiistimaldir. Küçüğü büyüğü olmaz. Hepsinin karşılığını yargı önünde vermek gerekir. Partimizin adı adalet. Biz de adalet ismninin tecelli etmesini elbette bekler ve destekleriz.

Sanki yıllarca önce yaşadıklarımızın bir farklı versiyonunu görüyoruz. Kişiler üzerinde yoğunlaşacakları yerde, şu bakan şu müsteşar, kimi söylerseniz söyleyin. Adı adalet olan bir partinin mutlaka bunu ispatlaması gerekir. Bunu yutamaz, görmezden gelemez. İyi ama bundan bahisle bir hükümeti yıpratmaya kalkmanın, başbakanıyla beraber tarihte ismi geçemeyen varlık haline getirmenin, meşhur işadamının söylediği gibi şunlar gitsinler de ben şunlara da razıyım diyenlerin. Siz dedi AK Parti gitsin diye siz Türkiye’nin ABD tarafından işgaline bile razı olursunuz dedi. Böylesi bir düşmanlığı hayal etmek bile kolay değil. sen kişilere yönel. Yaşadığımız şu kadar bin yıl içinde insanlar nasıl yanılabilmiş, günah işlemişse, ve bundan sonra da olacaksa bu iş bunu genelleştirmenin bugüne kadar 11 yıllık başarılı bir iktidarı mezara gömmek düpedüz yanlıştır.

‘ALLAH’IN DEDİĞİ OLACAK’

Sizin amacınız bu ama Allah’ın dediği olacak. Her zaman şuna inanmalıyız. Haktan hukuktan yanayız. Bu işler ortaya çıktığı zaman da kimin iddiası ne kadar doğru olduğu ortaya çıkacaktır. Öyle iddialar olur ki dosyanın içinde bulamazsınız, öyle fotoğraflar olur ki bunların montaj olduğu ortaya çıkar. Türkiye bunları yaşadı. Dolayısıyla sütten ağzı yananın yoğurdu üfleyerek yemek lazım. Sizin delil kabul ettikleriniz, mahkeme tarafından reddedilebilir. Peki o zaman bunun yargı sürecini görmemiz gerekmez mi? İnsanları yargısız infazla linç haline getirirseniz siyasetçilerin itibarını geriletmez mi?

Sen zaten şunu şunu bile yapmış olabilirsin diye şüphe karşısında insanlar nasıl eziklik duyarlar. Fitne yaşıyoruz, fitneyi fırsat bilerek birilerini yok etmek için kullananlar var. ben bunu bakanlar kurulunda söylediğimde, bir takım dindar arkadaşlarımız üzüntü duydular. Sözüm onlara değildi ki. fitne öyle bir şey ki her zaman olmuştur. Kardeş olanlar kavga etmeye başlamışlardır. Peygamberimiz hemen işe vaziyet etmiştir, kardeşliğinizi hatırlayın demiştir. Ateşe bezin dökenler varsa orada fitne vardır demektir. Bir insana hangi dine mensupsun dendiğinde “Müslümanım” demesi yeterlidir. Başka dine mensupsa onu demesi yeterlidir.

‘TAVSİYE EDERİM TAYYİPÇİ OLMAYINIZ’

Sonuna cı ve cu ekleri getirilen herşey yanlıştır. Biri hakkında iyi olduğunu düşünürsünüz, ama hiçbir zaman kötü olduğunu esas almazsınız. Komşularınla iyi geçin ama aradaki duvarları kaldırma diyor bir söz. “Ben filancıyım” bunları konuşmak doğru değil. Tayyip Erdoğan’ı sevebilirsiniz. Tavsiye ederim Tayyipçi olmayınız. Sonu cici, cucu olmayınız.

‘BİRİLERİ CEMAATÇİ KESİLİP…’

Başında bulunan zat’tan, en uçta bulunanların iyi insanlar olduğunu, çok güzel hizmetler yaptığını, onların hareketine destek verdiğimizi söylerim. Ama birileri cemaatçi kesilip onların sırtından bir siyasi hedefi bombalamaya kalkarsa, biz hükümetimizin başbakanımızın yanındayız.

Suç duyurusunda bulunuyorum

Başbakan Erdoğan, Sakarya Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada, “Şimdi ben buradan suç duyurusunda bulunuyorum. HSYK, onlar da burada suç işlediler” dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Sakarya Üniversitesi Kültür Merkezi’nde, teknokent binası ile yapımı tamamlanan tesislerin açılışı ve fahri doktora tevdi törenine katıldı.

Sakarya Üniversitesinin başarılarının, geleceğe yönelik çok farklı, nitelikli, inançlı, kararlı bir nesli yetiştirmek suretiyle ülkenin yarınlarını aydınlatacağına inandığını ifade eden Erdoğan, bütün bu olumlu gelişmelerin, olumsuzluktan, bataklıktan yani istikrarsızlık ve güvensizlik ortamından kazanç sağlayanları, fırsatçıları rahatsız ettiğini söyledi.

Türkiye’nin 30 yıldır terörle mücadele ettiğini belirten Erdoğan, “Biz ülke olarak bu meseleyi çok konuştuk. Her gün yüreklerimiz yandı, her gün acılar yaşadık, her gün ‘bu terörü nasıl bitiririz, nasıl sona erdiririz’ diye münakaşalar, istişareler yaptık. Ama terör, biz çözüm sürecini hayata geçirene kadar bitmedi. Hem can almaya hem de Türkiye’ye ağır faturalar ödetmeye devam etti” diye konuştu.

Daha partilerini kurarken terör meselesi konusunda teşhislerini de ortaya koyduklarını ifade eden Erdoğan, şöyle devam etti:

“Terörün bir tek güvenlik tedbirleriyle çözülemeyeceğinin altını çizmiştik. Yeterli değil. Bunun yurt içinde ekonomik boyutu var, sosyolojik boyutu var, psikolojik boyutu var, diplomatik boyutu var, bütün bunları anlatmıştık, kültürel boyutu var. Ama en önemlisi de terörün uluslararası bazı rant çevrelerini zengin eden bir boyutunun olduğunu da defalarca ifade etmiştim. Terör varsa silah satabiliyorlar, terör yoksa bu kadar silah satamazlar.

Dün çok enterasan, Libyalı bir dostum yanımdaydı. Gece uzunca dertleştik. Bir ifade kullandı bana, ne dedi biliyor musunuz? ‘Şu anda Libya’da 22 milyon silah var’ dedi. Halkta olan silahı konuşuyorum, orduyu konuşmuyorum. Libya’nın nüfusu ne biliyor musunuz? 6 milyon. Bu ne demektir? Libya her an Allah göstermesin, çok ciddi bir tehdit altında. Yani orada herhangi bir fitilin ateşlenmesinde, Libya şu anda güya ‘demokratikleşmeye geçiyoruz’ diye düşündükleri dönemde birçok şeyi tamamıyla kaybedebilir. Onun için terör varsa mesela turist Türkiye’ye gelmez, başka yerlere kaçar. Terör varsa istikrarsızlık oluyor, güven ortamı zedeleniyor ve faiz yüksek kalıyor. Faizden kazanıyorlar. Yani meselenin içerideki ekonomik, siyasal, kültürel, sosyal boyutlarını çözseniz, diplomatik boyutlarını çözseniz bile bir de bu bataklıktan beslenenler boyutunu çözmeniz gerekiyor.”

“Önümüzde iki seçenek var”

Türkiye’nin bugün böyle bir yol ayrımına geldiğini anlatan Erdoğan, “Önümüzde çok net olarak iki seçenek var. Ya eski Türkiye devam edecek, Türkiye kaybedecek birileri kazanacak ya da yeni Türkiye kurulacak, Türkiye kazanacak işte o birileri kaybedecek. Şu anda Türkiye’nin önünde böyle bir tercih, böyle bir seçenek var” dedi.

Son zamanlarda yolsuzluk adı altında başlatılan operasyonların yeni Türkiye’yi inşa etmenin önüne çıkarılan bir engelleme olduğunu vurgulayan Erdoğan, “Burası çok anlamlıdır, bunun üzerinde iyi durulması lazım. Birçok şeyler yavaş yavaş gündeme gelecek, hepsi ortada. Burada yolsuzluğa bulaşmış olanlar varsa bunlar zaten ortaya çıkar. Eğer devletin malını, kalkıp da yetimin malını birileri kalkıp da hakikaten alıyor, söğüşlüyorsa onun hesabını önce biz sorarız. Ancak şunu da ortaya koyayım, ‘İftira at, tutmazsa iz bırakır mantığıyla olmayan şeyleri olmuş gibi gösterenleri de kusura bakmayın ifşa etmek bizim görevimizdir” değerlendirmesinde bulundu.

“Suç duyurusunda bulunuyorum”

Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:

“Meydanda da söyleyeceğim ama burada da söylemem lazım. Örneğin, şu anda bazı medya organlarına gizlilik esaslı olan dosyaları servis eden, burada hukuk hocalarımız var, öğrencilerimiz var, hukukun neresinde yazıyor böyle bir şey? İşte buyurun akşam başsavcı, savcının bunu nasıl servis ettiğini açıkladı. Şimdi ben buradan suç duyurusunda bulunuyorum. Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu, onlar da burada suç işlediler. Onlar ne yaptılar? Adli kollukla ilgili bir taraftan Danıştayda bir dava sürerken, onlar o davanın sürdüğü esnada kalkıyorlar, bir açıklama yapıyorlar ve bu açıklamayla Anayasa’nın 138’inci Maddesine aykırı hareket ediyorlar. Şimdi soruyorum, peki bu HSYK’yı kim yargılayacak? Öyle bir yetkim olsa anında yargılayacağım. Kim yargılayacak biliyor musunuz? Millet yargılayacak.

Son günlerde iki şey söyledim, ‘ya millet ya zillet’ dedim. Şimdi burada milletin maşeri vicdanı çok önemli. Olmayan şeyi varmış gibi göstermek, bunun üzerinden medyaya baskı yaparak veya medyaya servis yaparak masum insanları, bu ülkenin tertemiz iş adamlarını, girişimcilerini zan altına sokmaya kimsenin hakkı var mı? Şahsım da dahil olmak üzere bakan arkadaşlarım dahil olmak üzere. Diyelim ki bir vakıf hizmeti yapacaklar bu vakıf hizmeti nedeniyle yaptıkları hizmetlerde şahsı ile alakalı yok, yüksek tahsil öğrenci yurdu vs. bunlarla ilgili tahsislere yönelik, bunlar yasal yapılmış olan iş derken, bunları dahi suç olarak ilan edecek kadar maalesef seviyesiz, karakter yoksunu insanlar var.”

“Gereği yapılır”

Başbakan Erdoğan, Sakarya Üniversitesinden ayrılışında gazetecilerin Danıştayın, Adli Kolluk Yönetmeliğine ilişkin kararına ilişkin sorusu üzerine “gereği yapılır” dedi.

Başbakan Erdoğan’ın konuşmasında öne çıkan bazı ifadeler şöyle:

“Yeni Türkiye’de egemenlik kayıtsız şartsız yargının olamaz. Eskisinde de yenisinde de egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.

Bir savcı, adliyenin önünde basın mensuplarına bildiri dağıtır mı? Böyle bir şey olabilir mi? Böyle bir savcı bizim için adaletin yüz karasıdır, yüz karası. Sen nasıl böyle bir şeyi yapabiliyorsun? Sen nasıl kalkarsın da orada çıkıp adliyenin önünde bildiri dağıtırsın? Onu başkaları yapıyor. Demek sende de bu tür esintiler var. Bunu tabii ki milletim kararını en güzel şekilde verecektir. İnanıyorum ki bu konuyla ilgili de burada suç duyurusunu yapıyorum, HSYK sen bu zat ile ilgili ne yapıyorsun veya ne yapacaksın?

Eğer milletimiz bize ‘git’ derse gideriz. Hiç burada tereddüt yok. Çünkü bizim saygı duyduğumuz makam orasıdır. Ama millet ‘kal’ derken, birilerinin ‘git’ demesine de hiç ama hiç kulak asmayız.

Son kez saldırıyorlar. Son kez ellerindeki tüm imkanları, tüm kozları, tüm güçlerini sahaya sürüyorlar. Son bir taarruz yapıyorlar. Son bir huruç hareketine yelteniyorlar. Allah’ın izni ve milletimizin desteği ile biz bu direnişi de yerle yeksan edecek, bu taarruzları göğüsleyecek, inşallah eski Türkiye’nin kapısını tamamen kapatacağız.”

Gül’den Erdoğan’a veto!

Cumhurbaşkanı Gül, Erdoğan’ın listesindeki Efkan Ala, Numan Kurtulmuş, Mustafa Şentop, Nurettin Canikli ve Alpaslan Kavaklıoğlu isimlerine itiraz etti

Seçimlerde aday gösterdiği bakanlarla birlikte, adı yolsuzluk iddialarına karışan bakanların da dahil olduğu kabine revizyonuyla ilgili ilk adımın, 18 Aralık gecesi atıldığı ortaya çıktı.

GÜL İLE ERDOĞAN GÖRÜŞ AYRILIĞA DÜŞTÜ

Başbakan Tayyip Erdoğan, o gece Çankaya Köşkü’ne sivil plakalı bir araçla gitti. Hürriyet’ten Nuray Babacan’ın haberine göre; 17 Aralık’ta medyaya yansıyan ‘yolsuzluk ve rüşvet’ iddialarının ardından, kabine değişikliği için ertesi gün düğmeye basıldı. Erdoğan, 18 Aralık’ta parti genel merkezinde yaptığı toplantının ardından, akşam Çankaya Köşkü’ne çıkmak için Cumhurbaşkanı Abdulah Gül ile randevulaştı. Aynı gün siyasi kulislere, kabinede 10 bakanı kapsayacak değişiklik yapılacağı ve Başbakan’ın bu isimleri Pakistan’a gitmeden açıklayacağı bilgisi yayıldı. Ancak Erdoğan’ın, 18 Aralık’ta gece yarısı yaptığı Köşk ziyaretine götürdüğü taslak listedeki isimler konusunda Gül ile aralarında görüş ayrılığı çıktı.

5 İSME İTİRAZ ETTİ

Listede, Efkan Ala, Numan Kurtulmuş, Mustafa Şentop, Nurettin Canikli, Alpaslan Kavaklıoğlu gibi isimlerin bulunduğu, Gül’ün bu isimlere farklı gerekçelerle itiraz ettiği öne sürüldü. Buna göre Gül, Kurtulmuş ve Şentop’a ‘partideki dengeler’ açısından karşı çıktı, Ala yerine ‘seçimle gelen bir vekil’ istedi, Canikli konusunda ise ‘ekonominin mevcut yönetimi ile görüş ayrılıklarını’ gerekçe gösterdi. Gül’ün, daha önce Başbakanlık Güvenlik Müdürü olan Kavaklıoğlu’nun da Milli Savunma Bakanlığı’na getirilmesini doğru bulmadığı öne sürüldü.

ERDOĞAN LİSTEYİ YENİLEDİ

Erdoğan, 19 Aralık’ta itiraz edilen isimler yerine alternatiflerle yeniden Köşk’e çıktı. Yeni listede, Nihat Zeybekçi, Fikri Işık, Çağatay Kılıç ve Mevlüt Çavuşoğlu gibi ilk listede yer almayan isimler de vardı. Erdoğan, ilk listede de bulunan Efkan Ala’da ise ısrarcı oldu. Tartışmaların yoğunlaşması üzerine Erdoğan, MGK toplantısından sonra yapmayı planladığı açıklamayı öne çekti. Önceki gece geç saatlere kadar Başbakanlık Resmi Konutu’nda çalışan Erdoğan, 21.00’de Gül’ün yaşadığı Dışişleri Konutu’na geçti. Karşılıklı müzakerelerin ardından yarısı kamuoyuna sürpriz olan kabine revizyonu 23.20’de açıklandı.

NİHAT ERGÜN SÜRPRİZİ

Kabinedeki diğer bir sürpriz, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün’ün görevden alınması oldu. ‘Aklıselim’ kişiliğiyle tanınan Ergün’ün, Gezi olaylarından bu yana itirazlarının bulunduğu ve bunları Erdoğan’a ilettiği biliniyor. Ergün’ün, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın Bakanlar Kurulu’nu terk etmesine neden olan tartışmada, Arınç’tan yana tavır aldığı, ayrıca “Yoruldum, görevi bırakmak istiyorum” dediği de öne sürülüyor.

‘HSYK’nın yetkisi yoktur’

Kabine revizyonu sonrası Adalet Bakanlığı’na atanan Bekir Bozdağ’dan ilk yanıt HSYK’ya geldi. Bozdağ, HSYK’nın “Adli Kolluk savcılığın emirlerini uygulamalı” şeklindeki açıklamasına “HSYK’nın açıklama yapma yetkisi yoktur” sözleriyle yanıt verdi.

İşte Bozdağ’ın açıklamasının tam metni;

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından 26 Aralık 2013 günü kamuoyuna yapılan duyuruyla ilgili olarak aşağıdaki açıklamayı yapma gereği doğmuştur. Adalet Bakanı ve HSYK Başkanı olarak 4.5 yıl başarıyla görev yapmış Sayın Sadullah Ergin’in görevdeki son günütoplantı yapılıp karar alınması, yeni Adalet Bakanı ve HSYK Başkanı olarak şahsımın göreve başladığı ilk gün ise bilgim ve onayım olmadan böyle bir açıklama yapılması üzüntüyle karşılanmıştır.

“KENDİ KENDİNE GÖREV İHDAS ETMİŞTİR”

6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun 6 ncı maddesinde, Kurulu yönetme ve temsil etme Kurul Başkanının görevleri arasında sayılmıştır. Anılan Kanunun 7 nci maddesinde Genel Kurulun görevleri belirlenmiş olup, bu görevler arasında kamuoyuna açıklama yapma yetkisi yer almamaktadır. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasa ve kanundan almayan bir yetkiyi kullanamaz ilkesine aykırı olarak Genel Kurul, Kanunda yer almayan bir konuda kendi kendine görev ihdas etmiştir.

“ANAYASA VE KANUNLARA AÇIKÇA AYKIRI”

Anayasanın “Mahkemelerin bağımsızlığı” başlıklı 138 inci maddesinde, “Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.” hükmü yer almaktadır. 21 Aralık 2013 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Adli Kolluk Yönetmeliğinde yapılan değişikliğe karşı Danıştay’da dava açılmıştır. Temel ilkesi yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığını gözetmek olanKurulun, iptal davasına konu yönetmelik değişikliğinin; yargı bağımsızlığı, kuvvetler ayrılığı ilkeleriyle Anayasa ve kanunlara açıkça aykırı olduğu yönünde kesin kanaat içeren bir açıklama yapması, hukuk devleti ve yargının bağımsızlığı ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. Bu açıklama, yargı bağımsızlığına bir müdahale, yürümekte olan davayı görecek mahkeme ve hâkimlere tavsiye ve telkin niteliğindedir. Bu da, Anayasanın 138 inci maddesinin açık ihlalidir. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.”

HSYK AÇIKLAMASINDA NE DEMİŞTİ?

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK), ‘Büyük Rüşvet’ operasyonunun ardından soruşturmayı amirlerine haber verme zorunluluğu getiren Danıştay’da dava konusu yapılan Adli Kolluk Yönetmeliği’ne örneği görülmemiş şekilde şerhli bir açıklamayla tepki gösterdi.

HSYK Genel Kurulu dün toplantı sonrası açıklama konusunda anlaşamadı. 22 üyeli HSYK’nın, başkanvekili Ahmet Hamsici dahil 13 üyesi ortak imzayla kamuoyuna “Adli görevi bulunmayan mülki idare amirlerinin de bilgilendirilmesi yönetmeliği yargı bağımsızlığı, kuvvetler ayrılığı ilkeleri ile Anayasa’nın ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun ilgili hükümlerine açıkça aykırıdır” açıklaması yaptı.

AK Parti durulmuyor!

AK Parti İzmir Milletvekilleri Ertuğrul Günay, Erdal Kalkan ile Ankara Milletvekili Haluk Özdalga, partiden ihraç edilmeleri talebiyle Müşterek Disiplin Kurulu’na sevk edildi.

AK Parti’den yapılan yazılı açıklamada, şunlar kaydedildi:

“Partimiz İzmir Milletvekilleri Sayın Ertuğrul Günay, Sayın Erdal Kalkan ile Ankara Milletvekili Sayın Haluk Özdalga’nın, son zamanlarda, parti disiplinine ve politikalarına, temel ilkelerimize ve hükümet icraatlarına aykırı, partimizi ve hükümetimizi tahkir ve tezyif edici sözlü ve yazılı beyanlarından dolayı, tedbirli olarak kesin ihraç edilmeleri talebiyle Müşterek Disiplin Kurulu’na sevk edilmelerine MYK’mız tarafından karar verilmiştir.”

Erdal Kalkan Ak Parti’den istifa etti

AK Parti İzmir Milletvekilleri Ertuğrul Günay, Erdal Kalkan ile Ankara Milletvekili Haluk Özdalga, partiden ihraç edilmeleri talebiyle Müşterek Disiplin Kurulu’na gönderilmesinin ardından, Erdal Kalkan Twitter’dan yaptığı açıklamada partisinden istifa ettiğini duyurdu.

Kalkan istifasını şu sözlerle dile getirdi:

“Ailemizi çocuklarımızı,canımızı,işimizi ve Ülkemizin güvenliğini koruyan bu uğurda şehit olan güvenlik güçlerimize esenlik ve sabır dilerim. Ben bu partiye askeri müdahale döneminde girdim.Sn.Erdoğan’dan önce tavır koydum.Siyasi partiler demokratik rejimin vazgeçilmez unsurlarıdır. Siyasi partiler kimsenin babasının çiftliği değildir.Hele Sn Tayyip Erdoğan’ın değil,onlar milyonlarca insanın yarattığı sosyal varlıklardır. Hükümet ve iktidar ve parti disiplini yolsuzlukları,hırsızlıkları,soygunu engellemek için vardır. Bu iş burada bitmez.Yüce Halkımız herşeyi görüyor.Hakem Halkımız olsun. Kurtuluş savaşı yapan bu Halk bunu da çözer. Kalkınma Partisinden istifa ediyorum. Biliniz ki Dünya dönüyor Halkımızda aptal değil,yolunuz kapalıdır.”

Günay’dan İhraç talebine ilk tepki

AKP İzmir Milletvekili Ertuğrul Günay, AKP MYK’sında isminin ihraç istenen vekiller arasında açıklanmasından sonra Twitter’dan iki mesaj attı.

Günay Tweetlerinde şunları söyledi;

“Yarın Cuma!
Yolsuzluklara karşı çıktığımız için
istenmediğimiz yerde durmayız.
Daha yolun başındayız.
Allah, doğruların yardımcısı olsun!”

“Temiz siyaset” mücadelesini sürdürmek için
partiye/ mevkiye/ makama ihtiyaç yok!
Sadece temiz bir vicdana
ve sağlam bir imana ihtiyaç var!

Haluk Özdalga da istifa etti

İzmir Milletvekilleri Ertuğrul Günay, Erdal Kalkan ile Ankara Milletvekili Haluk Özdalga, partiden ihraç edilmeleri talebiyle dün Müşterek Disiplin Kurulu’na sevk edildi.

Kararın ardından, disipline sevk edilen vekillerden Erdal Kalkan, Twitter’dan istifa ettiğini açıkladı.

Bugün bir istifa da disipline sevk edilen Ak Parti Ankara Milletvekili Haluk Özdalga’dan geldi. Özdalga partisinden istifa ettiğini duyurdu.

3. istifa da geldi

AK Parti İzmir Milletvekili Ertuğrul Günay düzenlediği basın toplantısıyla partisinden istifa etti.

Günay, Erdal Kalkan ve Ankara Milletvekili Haluk Özdalga’nın partiden ihraç edilmeleri talebiyle Müşterek Disiplin Kurulu’na gönderilmesinin ardından, ilk önce Erdal Kalkan’ın ardından Haluk Özdalga da istifa etmişti.

Günay, mecliste bir basın toplantısı düzenledi

” Dün akşam partiyi akla davet eden tüm vekilleri disipline sevkettiler. Yolları ayrılma noktasına geldik. Birlikte çalıştığım arkadaşlarıma bağımızı koparmıyoruz. Mağrur insanlarla bağımız kopardık.” dedi

AKP’li vekilin büyük azmi

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan’ın kabine değişikliğiyle Ekonomi Bakanlığı’na getirdiği Ak Parti Denizli Milletvekili Nihat Zeybekci, tütün tarlasında geçen zorlu çocukluk yıllarının ardından Türkiye ekonomisinin dümenine geçerek azmin örneği de oldu. Görevini Zafer Çağlayan’dan teslim alan Yeni bakan Zeybekci, törende yaptığı konuşmada “Amele çocuğuyum. Allah nasip etti buralar geldik” diye konuştu.

Tavas’ta ortaokulu bitirdikten sonra babasının, “Oğlum seni bu şartlarda okutmamız mümkün değil” sözleriyle eğitim hayalleri yıkılan Zeybekci’nin hayatının dönüm noktası, öğretmeninin yardımcı olarak parasız yatılı sınavlarına girmesini sağlaması ve Zeybekci’nin Kütahya İmam Hatip Lisesi’ni kazanması oldu.

Tavas İlçesi Baharlar Beldesi’nde 1961 yılında doğan Nihat Zeybekci’nin çocukluk yılları zorluk içinde geçti. Beş çocuklu Fatma ve Şükrü Zeybekci çiftinin en küçük çocuğu olan Nihat Zeybekci, 7 yaşında tütün tarlalarında çalışmaya başladı. Zeybekci çocukluk yıllarını, “Tütün tarlasında başladı serüvenim. 7 yaşından itibaren tütün tarlasında amelelik dahil her şeyi yaptım. Su dağıtır, getir-götür işlerine bakardım. Anamız babamız herkes gibi çocuğuna en iyi şekilde bakmak isterdi ama çaresizlik işte. Tütünün şişe geçirilerek dizilmesi vardır. Parmağınıza her şiş girdiğinde bağırırsınız. Her girdiğinde, ’Okulun en iyisi ben olacağım’ diye bağırdığımı hatırlarım. Okumak zorunda olduğumu biliyordum” diyerek anlattı.

ÖĞRETMENİ YARDIMCI OLDU

İlk ve ortaokulu tamamlayan Nihat Zeybekci’nin eğitim hayalleri, babasının, “Oğlum seni bu koşullarla okutamayız” sözleriyle yıkıldı. Zeybekci’nin okuma isteğini bilen öğretmeni, başvuruların son günlerine yakın Zeybekci’ye destek olarak devlet parasız yatılı sınavlarına girmesini sağladı. Zeybekci, Kütahya İmam Hatip Lisesi’ni kazanıp lise eğitimini Kütahya’da tamamladı. Üniversite sınavlarında Marmara Üniversitesi İşletme Bölümü’nü, ağabeylerinin desteği ile bir süre bir evin tavan arasında kalarak da olsa tamamladı.

İNGİLTERE’DE YÜKSEK LİSANS

Üniversitede okurken dış ticaret şirketinde de çalışmaya başlayan Nihat Zeybekci, girdiği sınavı kazanarak İngiltere’ye gitti ve Londra’daki South London Collage’de yüksek lisans yaptı. Babasının rahatsızlığı nedeniyle Denizli’ye dönen Zeybekci, İstanbul Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde yüksek lisansını tamamladı. Çalışma hayatına İstanbul’da Demirören Grubu’nda başlayan Zeybekci, Denizli’de Küçüker Tekstil’de ihracat müdürlüğü yaparken 1994 yılında kendi işinin başına geçti ve Turkuaz Tekstil’i kurdu.

BAŞBAKAN ERDOĞAN’LA TANIŞMASI

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’la arkadaşlığı, üniversite yıllarında Necip Fazıl Kısakürek’in sohbetleri için düzenlenen toplantılarda başlayan Zeybekci, iki dönem Denizli Tekstil ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Başkanlığı yaptı. Zeybekci, AK Parti’nin kurulmasıyla siyasete atıldı. 2004 yılında yapılan yerel seçimlerde AK Parti’nin adayı olan ve yüzde 51 oyla Denizli Belediye Başkanı seçilen Nihat Zeybekci, 2009’da ikinci kez başkan seçildi.

SİYASETTE İSTİKRARLI YÜKSELİŞ

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Denizli gezilerinde evinde kaldığı, tatilinde Sarayköy Umut Termal’de konuğu olduğu dönemin Denizli Belediye Başkanı Nihat Zeybekci, 2011 genel seçimlerinde birinci sıradan Ak Parti Denizli Milletvekili seçildi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a yakınlığı, yerel ve genel seçimlerde Ak Parti’nin Denizli’deki başarısında önemli pay sahibi olması ve Başbakan Erdoğan’ı her koşulda desteklemesi nedeniyle siyasette dikkat çeken isimler arasına giren Zeybekci, önce Ak Parti’nin son kongresinde MKYK üyesi, ardından TBMM Enerji Komisyonu Başkanlığı’na getirildi. Zeybekci, son kabine değişikliğiyle Ekonomi Bakanı oldu. Biri kız, 4 çocuk babası olan Zeybekci, çocukluk yıllarını ve yaşadığı zorlukları unutmadığını her fırsatta dile getiriyor.

ZEYBEKCİ: SORUMLULUĞUMU BİLİYORUM

Bakanlık kararını öğrenen Nihat Zeybekci’nin Çamlık Mahallesi’ndeki evi kutlamaya gelen partililerle doldu. Denizli Belediye Başkanı AK Parti’li Osman Zolan, AK Parti milletvekilleri Nurcan Dalbudak ile Mehmet Yüksel, partililer ve yakınları Zeybekci’yi kutlayarak başarı diledi. Zeybekci bakanlık kararını, “İnşallah hayırlı olur. Ben öncelikle Sayın Başbakanımıza güveninden, teveccühünden dolayı teşekkür ediyorum. Denizli’ye hizmet ettiğimiz gibi, ülkemize hizmet ettiğimiz gibi bundan sonra ülkemizin ekonomisine hizmet edeceğiz. Sorumluluğumuzu biliyoruz. Çok iyi bildiğimiz, içinden geldiğimiz bir konuya geldik. İhracatımızın, dış ticaretimizin içinde olduğum bir konu. Allah utandırmasın inşallah. Dualarıyla destekleriyle siyasetteki onurlu duruşumuza destek veren Denizlimize, vatandaşlarımıza, teşkilatımıza, aileme teşekkür ediyorum” sözleriyle değerlendirdi.

Yeni istifalar gelebilir!

Yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun ardından parti politikalarına karşı eleştirilerini sertleştiren eski Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, İzmir milletvekili Erdal Kalkan ve Ankara milletvekili Haluk Özdalga’nın partiden istifa edebileceği konuşuluyor. 3 ismin parti yönetimince disipline sevk edilmesinin gündeme alındığı belirtilirken Günay, “Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu bu olaylar çerçevesinde vicdanımdan başka hiçbir otorite dinlemem” dedi.

Cumhuriyet gazetesinin haberine göre; Son operasyonun ardından 2007’de AKP’ye katılan CHP kökenli milletvekilleri Günay, Kalkan ve Özdalga’nın sosyal medya üzerinden partiye yönelttiği eleştiriler üzerine parti yönetiminin 3 ismi disipline sevk etme eğiliminde olduğu, söz konusu milletvekillerinin açıklamalarının izlemeye alındığı belirtiliyor. Günay, disipline sevk edilmesi durumunda tavrının ne olacağının sorulması üzerine, “Kendileri bilir. Vicdanımın sesini dinleyerek, buna göre davranarak konuşuyoruz ve yazıyoruz. Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu bu olaylar çerçevesinde vicdanımdan başka hiçbir otorite dinlemem” dedi.

‘Atama yapması kabul edilemez’

2 bakanın istifasıyla ilgili olarak “çok geç bir istifa” değerlendirmesini yapan Günay, “Özellikle kendisiyle ilgili ağır iddialar bulunan İçişleri Bakanı’nın Emniyet’te tayinler yapması, bir haftalık süreyi görevinin başında geçirmesi, hem hukuk devleti açısından hem siyasi etik açısından kabul edilemez bir durumdur. Ve gelecekte de sanıyorum hukuk önünde tartışılabilecek bir sorumluluğu üzerine almış bulunmaktadır” diye konuştu.

Erdal Kalkan da, parti yönetiminin kendilerini disipline gönderebileceğini, bunun tavrında bir değişiklik yaratmayacağını belirterek “Bu olaylar karşısında susacak mıyız? Ben 45 yıllık bir siyasetçiyim. Şimdiye kadar hep doğru bildiğimi söyledim, bundan sonra da öyle yapmaya devam edeceğim” dedi.

3 milletvekilinin bir süredir parti politikalarından rahatsız oldukları, partiden istifa etme de dahil olmak üzere siyasi değerlendirmeler içinde oldukları belirtiliyor.

O ilden aday gösterilecek

Başbakan Erdoğan, Sakarya Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada, “Şimdi ben buradan suç duyurusunda bulunuyorum. HSYK, onlar da burada suç işlediler” dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Sakarya Üniversitesi Kültür Merkezi’nde, teknokent binası ile yapımı tamamlanan tesislerin açılışı ve fahri doktora tevdi törenine katıldı.

Sakarya Üniversitesinin başarılarının, geleceğe yönelik çok farklı, nitelikli, inançlı, kararlı bir nesli yetiştirmek suretiyle ülkenin yarınlarını aydınlatacağına inandığını ifade eden Erdoğan, bütün bu olumlu gelişmelerin, olumsuzluktan, bataklıktan yani istikrarsızlık ve güvensizlik ortamından kazanç sağlayanları, fırsatçıları rahatsız ettiğini söyledi.

Türkiye’nin 30 yıldır terörle mücadele ettiğini belirten Erdoğan, “Biz ülke olarak bu meseleyi çok konuştuk. Her gün yüreklerimiz yandı, her gün acılar yaşadık, her gün ‘bu terörü nasıl bitiririz, nasıl sona erdiririz’ diye münakaşalar, istişareler yaptık. Ama terör, biz çözüm sürecini hayata geçirene kadar bitmedi. Hem can almaya hem de Türkiye’ye ağır faturalar ödetmeye devam etti” diye konuştu.

Daha partilerini kurarken terör meselesi konusunda teşhislerini de ortaya koyduklarını ifade eden Erdoğan, şöyle devam etti:

“Terörün bir tek güvenlik tedbirleriyle çözülemeyeceğinin altını çizmiştik. Yeterli değil. Bunun yurt içinde ekonomik boyutu var, sosyolojik boyutu var, psikolojik boyutu var, diplomatik boyutu var, bütün bunları anlatmıştık, kültürel boyutu var. Ama en önemlisi de terörün uluslararası bazı rant çevrelerini zengin eden bir boyutunun olduğunu da defalarca ifade etmiştim. Terör varsa silah satabiliyorlar, terör yoksa bu kadar silah satamazlar.

Dün çok enterasan, Libyalı bir dostum yanımdaydı. Gece uzunca dertleştik. Bir ifade kullandı bana, ne dedi biliyor musunuz? ‘Şu anda Libya’da 22 milyon silah var’ dedi. Halkta olan silahı konuşuyorum, orduyu konuşmuyorum. Libya’nın nüfusu ne biliyor musunuz? 6 milyon. Bu ne demektir? Libya her an Allah göstermesin, çok ciddi bir tehdit altında. Yani orada herhangi bir fitilin ateşlenmesinde, Libya şu anda güya ‘demokratikleşmeye geçiyoruz’ diye düşündükleri dönemde birçok şeyi tamamıyla kaybedebilir. Onun için terör varsa mesela turist Türkiye’ye gelmez, başka yerlere kaçar. Terör varsa istikrarsızlık oluyor, güven ortamı zedeleniyor ve faiz yüksek kalıyor. Faizden kazanıyorlar. Yani meselenin içerideki ekonomik, siyasal, kültürel, sosyal boyutlarını çözseniz, diplomatik boyutlarını çözseniz bile bir de bu bataklıktan beslenenler boyutunu çözmeniz gerekiyor.”

“Önümüzde iki seçenek var”

Türkiye’nin bugün böyle bir yol ayrımına geldiğini anlatan Erdoğan, “Önümüzde çok net olarak iki seçenek var. Ya eski Türkiye devam edecek, Türkiye kaybedecek birileri kazanacak ya da yeni Türkiye kurulacak, Türkiye kazanacak işte o birileri kaybedecek. Şu anda Türkiye’nin önünde böyle bir tercih, böyle bir seçenek var” dedi.

Son zamanlarda yolsuzluk adı altında başlatılan operasyonların yeni Türkiye’yi inşa etmenin önüne çıkarılan bir engelleme olduğunu vurgulayan Erdoğan, “Burası çok anlamlıdır, bunun üzerinde iyi durulması lazım. Birçok şeyler yavaş yavaş gündeme gelecek, hepsi ortada. Burada yolsuzluğa bulaşmış olanlar varsa bunlar zaten ortaya çıkar. Eğer devletin malını, kalkıp da yetimin malını birileri kalkıp da hakikaten alıyor, söğüşlüyorsa onun hesabını önce biz sorarız. Ancak şunu da ortaya koyayım, ‘İftira at, tutmazsa iz bırakır mantığıyla olmayan şeyleri olmuş gibi gösterenleri de kusura bakmayın ifşa etmek bizim görevimizdir” değerlendirmesinde bulundu.

“Suç duyurusunda bulunuyorum”

Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:

“Meydanda da söyleyeceğim ama burada da söylemem lazım. Örneğin, şu anda bazı medya organlarına gizlilik esaslı olan dosyaları servis eden, burada hukuk hocalarımız var, öğrencilerimiz var, hukukun neresinde yazıyor böyle bir şey? İşte buyurun akşam başsavcı, savcının bunu nasıl servis ettiğini açıkladı. Şimdi ben buradan suç duyurusunda bulunuyorum. Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu, onlar da burada suç işlediler. Onlar ne yaptılar? Adli kollukla ilgili bir taraftan Danıştayda bir dava sürerken, onlar o davanın sürdüğü esnada kalkıyorlar, bir açıklama yapıyorlar ve bu açıklamayla Anayasa’nın 138’inci Maddesine aykırı hareket ediyorlar. Şimdi soruyorum, peki bu HSYK’yı kim yargılayacak? Öyle bir yetkim olsa anında yargılayacağım. Kim yargılayacak biliyor musunuz? Millet yargılayacak.

Son günlerde iki şey söyledim, ‘ya millet ya zillet’ dedim. Şimdi burada milletin maşeri vicdanı çok önemli. Olmayan şeyi varmış gibi göstermek, bunun üzerinden medyaya baskı yaparak veya medyaya servis yaparak masum insanları, bu ülkenin tertemiz iş adamlarını, girişimcilerini zan altına sokmaya kimsenin hakkı var mı? Şahsım da dahil olmak üzere bakan arkadaşlarım dahil olmak üzere. Diyelim ki bir vakıf hizmeti yapacaklar bu vakıf hizmeti nedeniyle yaptıkları hizmetlerde şahsı ile alakalı yok, yüksek tahsil öğrenci yurdu vs. bunlarla ilgili tahsislere yönelik, bunlar yasal yapılmış olan iş derken, bunları dahi suç olarak ilan edecek kadar maalesef seviyesiz, karakter yoksunu insanlar var.”

“Gereği yapılır”

Başbakan Erdoğan, Sakarya Üniversitesinden ayrılışında gazetecilerin Danıştayın, Adli Kolluk Yönetmeliğine ilişkin kararına ilişkin sorusu üzerine “gereği yapılır” dedi.

Başbakan Erdoğan’ın konuşmasında öne çıkan bazı ifadeler şöyle:

“Yeni Türkiye’de egemenlik kayıtsız şartsız yargının olamaz. Eskisinde de yenisinde de egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.

Bir savcı, adliyenin önünde basın mensuplarına bildiri dağıtır mı? Böyle bir şey olabilir mi? Böyle bir savcı bizim için adaletin yüz karasıdır, yüz karası. Sen nasıl böyle bir şeyi yapabiliyorsun? Sen nasıl kalkarsın da orada çıkıp adliyenin önünde bildiri dağıtırsın? Onu başkaları yapıyor. Demek sende de bu tür esintiler var. Bunu tabii ki milletim kararını en güzel şekilde verecektir. İnanıyorum ki bu konuyla ilgili de burada suç duyurusunu yapıyorum, HSYK sen bu zat ile ilgili ne yapıyorsun veya ne yapacaksın?

Eğer milletimiz bize ‘git’ derse gideriz. Hiç burada tereddüt yok. Çünkü bizim saygı duyduğumuz makam orasıdır. Ama millet ‘kal’ derken, birilerinin ‘git’ demesine de hiç ama hiç kulak asmayız.

Son kez saldırıyorlar. Son kez ellerindeki tüm imkanları, tüm kozları, tüm güçlerini sahaya sürüyorlar. Son bir taarruz yapıyorlar. Son bir huruç hareketine yelteniyorlar. Allah’ın izni ve milletimizin desteği ile biz bu direnişi de yerle yeksan edecek, bu taarruzları göğüsleyecek, inşallah eski Türkiye’nin kapısını tamamen kapatacağız.”

Ankara’da bir bomba daha!

Danıştay Adli Kolluk Yönetmeliği’ndeki tartışmalı değişikliğin yürütmesini durdurdu

Danıştay; savcıların emrinde polis ve jandarma tarafından yürütülen operasyonların emniyet müdürü, vali ve başsavcılara bildirilmesi zorunluluğu getiren adli kolluk yönetmeliğinin yürütmesini durdurdu.

Danıştay 10 Dairesi’nde yürütmenin durdurulması kararı, oyçokluğu ile alındı. Karar, “Yönetmelik hükümlerinin uygulanmasının ileride telafisi güç zararlar getirebileceği” gerekçesiyle verildi.

Yürütmenin durdurulması ile operasyonların, emniyet müdürü, vali ve başsavcıya önceden bildirilmesi zorunluluğu ortadan kalktı.

Adalet ve İçişleri Bakanlıkları yönetmeliğiydi

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yolsuzluk operasyonun ardından Adalet ile İçişleri Bakanlıkları adli kolluk yönetmeliğinde hafta sonu önemli bir değişiklik yapmıştı. İstanbul’daki yolsuzluk operasyonunun; emniyet müdürü, vali ve başbakan tarafından gözaltıların kamuoyuna yansımasından sonra öğrenildiği iddia edilmişti. Başbakan Yardımıcısı Bülent Arınç,

“Bir İçişleri Bakanı’nın oğlunun gözaltına alındığını televizyondan öğrenmesi kadar acı bir şey olabilir mi?” demişti. 2005 yılından bu yana yürürlükte olan yönetmelikte önemli değişiklik yapan düzenlemelerle, benzeri bir durumun yeniden yaşanmasının önüne geçilmesi amaçlanmıştı.

Yeni düzenlemeye göre; adli kolluk görevlileri bir suça ilişkin ihbarı, el koydukları olayları, yakaladıkları kişileri, uygulanan önlemleri Cumhuriyet Başsavcılığı ile polis bölgesinde emniyet müdürüne, jandarma bölgesinde il jandarma komutanına, sahil güvenliğin sorumluluk alanında birlik komutanına, gümrüklerde ise gümrük muhafaza kaçakçılık ve istihbarat müdürüne bildirmek zorunda olacaktı.

Yeni yönetmelikte şu ifadeler yer almıştı:

* Adlî kolluk görevlileri, kendilerine yapılan bir suça ilişkin ihbar veya şikâyetleri; el koydukları olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri derhâl Cumhuriyet başsavcılığına ve en üst dereceli kolluk amirine bildirir ve ilgili Cumhuriyet savcısının emri doğrultusunda işin aydınlatılması için gerekli soruşturma işlemlerine başlar.

* Ceza Muhakemesi Kanununun 135. maddesinin altıncı fıkrasında sayılan suçlar nedeniyle yapılan soruşturmaların aşamaları hakkında Cumhuriyet savcısı tarafından doğrudan veya varsa ilgili Cumhuriyet başsavcı vekili aracılığıyla Cumhuriyet başsavcısına yazılı olarak bilgi verilmesi zorunludur. Bu bildirim yazıları görüldü şerhinden sonra soruşturma dosyasında muhafaza edilir.

En üst dereceli kolluk amiri, adlî kolluk hizmetlerinin etkin ve verimli bir şekilde yürütülmesi amacıyla adlî kolluk görevlileri üzerinde gözetim, denetim, planlama ve gerektiğinde diğer idari tedbirleri almaya ve iş bölümünü yapmaya yetkilidir.

* Aynı Yönetmeliğin 11. maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Cumhuriyet başsavcıları her yılın sonunda, bu Yönetmeliğin 3. maddesine göre belirlenmiş adlî kolluk sorumluları hakkında değerlendirme raporu düzenleyerek, mülki idare amirlerine gönderir